ovulasyon testleri yumurtlama gününü

Kalsiyum (Calcium, Ca) alımının yeterli düzeyde olması kadınlar için sadece hamilelik döneminde değil hayatın her döneminde önemlidir. Hamilelik döneminde kalsiyum annede kemik erimesi gelişmemesi için ve bebekte kemik, diş gelişiminin sağlıklı olabilmesi için gereklidir. Bunun dışında da kalsiyumun vücutta çeşitli görevleri vardır. Gebelik döneminde yeterli kalsiyum alınmazsa bebeğin gelişimi için gereken kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır, bu da annede kalsiyum eksikliğine ve ileriki yıllarda kemik erimesi (osteoporoz) oluşmasına zemin hazırlar.

Hamilelikte kalsiyum ihtiyacı ne kadardır?
Gebelik döneminde bir kadının günde 1000 miligram (1 gram) kalsiyum alması gerekir. Eğer kadın 18 yaş altında ise günlük kalsiyum ihtiyacı 1300 mg’dır.

Hamilelikte kalsiyum ilacı takviyesi kullanmak gerekir mi?
Hamileler için günlük belirlenen 1000 mg kalsiyum ihtiyacı yiyecek ve içeceklerle yeterli miktarda alabilen hamilelerin ayrıca kalsiyum ilaç takviyesi kullanması gerekmez. Ancak besinlerle yeterli miktarda kalsiyum alamayan hamilelere ek kalsiyum ilaç takviyesi gerekir.
Gebelikte kullanılan multivitamin hapları da kalsiyum içerirler ancak bunlarda genellikle 125 mg civarında az miktarda kalsiyum bulunur. Anne adayı besinlerle yeterince kalsiyum alamıyorsa buradan gelecek 125 mg kalsiyum yeterli olmaz. Bu nedenle süt, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin besinler alamayan anne adaylarına vitamin hapı dışında ayrıca kalsiyum hapları (genellikle suda eriyen haplardır) verilir.

Kalsiyum içeren besinler:
Süt, yoğurt, peynir kalsiyumdan en zengin besinlerdir. Bunun dışında kuru kayısı, ceviz, fındık, badem, alabalık, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagiller kalsiyum açısından zengindir. Aşağıda bazı yiyecek ve içeceklerdeki yaklaşık kalsiyum miktarı verilmiştir:
– 100 ml süt: 125 mg kalsiyum içerir
– 1 su bardağı inek sütü: 250 mg kalsiyum içerir
– 1 su bardağı yoğurt: 250 mg
– 1 dilim (30 gram) beyaz peynir ortalama 100 mg (peynirin çeşidine göre değişir)
– 1 avuç fındık veya badem : 50 mg
– 1 avuç kuru üzüm: 30 mg

Laktoz intoleransı olanlar için:
Laktaz enzim eksikliği (laktoz intoleransı) olan insanlarda normal laktoz içeren sütler gaz, şişkinlik gibi rahatsızlıklar oluşturduğu için bunları tüketemezler. Bu durumda yoğurt, ayran, cacık, peynir bol kalsiyum içeriğinden dolayı en uygun besinlerdir. Ayrıca laktozsuz sütler tüketilebilir. Bunun dışında kalsiyum içeriği daha az olsa da fındık, badem, portakal, mandalina, kuru üzüm, yeşil sebzeler de kalsiyum desteği sağlayabilir, ancak bu yiyeceklerdeki kalsiyum miktarı süt ürünleri kadar fazla değildir bu nedenle tek başlarına yeterli olamazlar.

Sonuç olarak; yukarıdaki listede görüldüğü gibi süt ve yoğurt kalsiyumdan en zengin ve tüketimi en kolay besinlerdir. Günde 3 su bardağı süt veya 3 su bardağı kadar yoğurt (veya yarı yarıya olabilir) tüketebilen bir hamile bayan ortalama 750 mg kalsiyum bunlardan alacaktır, kalan 250 mg kalsiyumu da gün içerisinde tükettiği sebzelerden, meyvelerden, diğer besinlerden alabileceği için ek kalsiyum ilaç takviyesi almasına gerek kalmaz.

Ancak yeterli miktarda süt ve yoğurt tüketemeyen bir anne adayı diğer besinlerle günlük 1000 mg kalsiyum ihtiyacını tamamlayamaz. Sebzeler, meyveler, kuru meyveler, fındık, badem gibi besinler az miktarda kalsiyum içerdiklerinden bu besinlerle 1000 mg kalsiyum alımını tamamlamak için çok fazla tüketmek gerekecektir, bu da mümkün değildir ve ayrıca çok fazla kalori yükü ile aşırı kilo alımına neden olacaktır. Bu nedenle süt ve yoğurdu yeterince tüketemeyen anne adayları ek kalsiyum tablerleri ile desteklenmelidir. Gebelikte kalsiyum, magnezyum, vitamin, folik asit, demir hapı veya herhangi bir ilacı asla doktorunuza danışmadan kullanmamalısınız.

küçük bir kesi yapılarak tüpler bağlanır

lişki sırasında erkek boşalmadan önce penisi vajinadan çıkarıp dışarıya boşalmaktır.

İstenmeyen gebeliklerin büyük kısmı bu yöntem uygulanırken oluşmaktadır.

Yöntem erkeğin kontrolüne bağlıdır. Ama başarısızlığın temel sebebi bu değildir. Yöntemin etkisiz olmasının asıl nedeni, ilişkide, erkeğin penisinde, boşalmadan önce de sperm bulunmasıdır. Daha erkek boşalmadan bile belli oranda sperm vajinaya geçmektedir.

Modern tıpta doğum kontrol yöntemi olarak önerilmemektedir.
Bu yöntemle korunmaya çalışanlarınv yaklaşık yüzde 20’si gebe kalırlar.

Dilatasyon rahim ağzının genişletilmesi

Spiral (ria, rahim içi araç) çıkarılması kısa süren ve ağrısız bir işlemdir. Ultrasonografi ile spiral yeri kontrol edildikten sonra hasta normal jinekolojik muayene masasına alınır ve muayene aleti (spekukum) takılır. Bu esnada spiralin ipleri rahim ağzından dışarıya çıkmış şekilde izlenir. Bu iplerden alette tutularak çekilir, daha sonra spekulum çıkarılarak işleme son verilir. Spiral çıkarılması toplam 1-2 dakika süren kısa bir işlemdir ve hasta hiçbir ağrı hissetmez.

İpi görülemeyen spiralin çıkarılması:
Nadiren spiralin ipleri rahim içerisine kaçtığı için veya daha önceden koptuğu için muayene sırasında görülemeyebilir. Bu durumda spiralin iplerini çekmek mümkün olmadığı için rahim içerisine sokulan ince aletlerle spiralin kendisi tutularak çekilir. Bu durumda işlem biraz daha uzun ve hafif ağrılı olabilir. Çok nadiren bu şekilde de çıkarılamayabilir ve spiralin çıkarılması için histeroskopi denilen rahim içerisine sokulun kameralı alet ile bakarak tutup çekmek gerekebilir. Bunlar nadiren gereken müdahalelerdir, çoğunlukla ipler görülür ve kolayca çıkarılır.

Spiralin karın içerisinde saptanması:
Yine çok nadiren rastlanılan bir durum spiralin karın içerisine kaydığı durumlardır. Ultrasonografide rahim içerisinde spiral (ria) görülemez ve karın röntgeninde spiralin karın organarı arasında olduğu saptanır. Bu durumda spiral rahim içerisinde değildir bu nedenle çıkarılması ancak ameliyatla mümkündür.

Dış genital bölge kanserlerine vulva

KÜRTAJ (GEBELİK ALINMASI, SONLANDIRILMASI)
Kürtaj veya küretaj (halk arasında gebelik aldırma, bebek aldırma, kürtaş gibi isimler verilir) rahim içerisindeki gebeliğin çeşitli yöntemlerle alınması işlemidir. Kürtaj sadece istemli gebelik alınması için yapılmaz, düşükten sonra içeride kalan gebelik parçalarını almak için veya ölü gebelikleri, boş gebelik gibi durumları almak için de yapılır. Dış gebelik kürtaj ile alınamaz, ameliyat veya ilaç tedavisi gerekir. Aslında kürtaj sadece gebeliğin alınması için değil gebe olmayan hastalarda rahim içerisinden alınan materyaller için de kullanılan bir terimdir. D/C veya D&C şeklinde kısaltılabilir. Bu harfler Dilatasyon küretaj’ın kısaltmasıdır. Dilatasyon rahim ağzının genişletilmesi anlamında kullanılır. Rahim ağzının genişletilmesi rahim içerisine küretajı yapmak için gerekli aletleri (küret veya aspiratör, kanül) sokabilmek için gereklidir. Bu genişletme işlemi için ince çubuk şeklinde kalınlıkları giderek artan metal bujiler kullanılır. Çoğunlukla bu genişletme işlemi gerekmeden direkt ince plastik kanül rahim ağzından içeri geçirilerek kürtaj işlemi yapılabilir.

Kürtaj ne zamana kadar yapılabilir? Yasal süre nedir?
İstemli küretaj yani istemli olarak gebeliğin aldırılması, sonlandırılması ülkemizde yasal olaral 10 haftalık gebeliklere kadar mümkündür. Burada hamilelik haftası hesaplanırken son adetin başladığı tarihten itibaren hesaplanır ve ultrason ile teyid edilir.

Kapalı yöntemle yapılan ameliyat

Dış genital bölge kanserlerine vulva kanseri adı verilir. Sıklıkla karşılaşılan semptomlar kaşıntı, vulvada kitle, kanama, ciltte renk değişikliği ve ağrı olabilir. Daha çok 60 yaş üstünde ortaya çıkar ve semptomlar hastaların çoğunda tanıdan önceki 12 aydan fazla bulunuyor olabilir. Genellikle geç tanı alırlar. Risk faktörleri arasında diğer üreme organlarına ait premalign lezyonlar, sigara kullanımı, cinsel aktivite, genital kondilom (HPV enfeksiyonu), vulvar intraepitelyal neoplazi, obezite, diabet, hipertansiyon ve düşük sosyoekonomik düzey sayılabilir.
Vulva kanserinin tanısı biyopsi ile konur.

Tedavi olgudan olguya farklılık göstermekle birlikte vulva kanserinde tedavi asıl olarak cerrahi ve radyoterapidir. Özellikle erken evrelerde cerrahi tedavi tercih edilir. Vulva kanseri radyoterapiye oldukça duyarlıdır. Radyoterapi vulva kanserli olgularda cerrahi öncesi lezyonu küçültmek, lokal nüksü ve operasyon sonrası nüksleri önlemek amacıyla kullanılmaktadır.Vulva kanserinde erken evrelerde kemoterapinin yeri yoktur. Daha çok ileri evrelerde kontrol edilemeyen olgularda radyoterapinin etkinliğini artırmak amacıyla kullanılmaktadır.

Hastalığın prognozunu etkileyen en önemli faktör evre ve lenf nodu tutulumudur.Evre1’de 5 yıllık sağ kalım %90’lara ulaşırken Evre4’te bu oran %18’dir.Tümörün büyüklüğü, yayılım derinliği, lenf nodu tutulumu, çevre organlara yayılım, uzak organlara metastaz, hücresel tip, yerleşim yeri, hastanın yaşı, birçok bölgede birbirinden bağımsız lezyonların bulunması prognozu etkileyen diğer faktörlerdir.

Vajinal yolla ilişkide erkeğin içeri girmesi

Laparoskopik cerrahi yöntemi yani diğer yaygın kullanılan ismi ile kapalı yöntemle ameliyat tekniği yıllar içerisinde yaygınlaşmış ve geniş kullanım alanı bulmuştur. Son yıllarda özellikle kadın hastalıkları ile ilişkili kanserlerin ameliyatı için de kullanılır hale gelmiştir. Kadın hastalıkları yani jinekoloji konusunda uzun yıllardır laparoskopi yöntemi yaygın olarak kullanılmaktadır; yumurtalık (over) kistleri, myomlar ve rahim alma (histerektomi) ameliyatı, tüp bağlama ameliyatları yaygın olarak kapalı yöntemle uygulanmaktadır. Rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanserlerinin tedavisinde yani jinekolojik onkoloji alanında laparoskopi yöntemi daha geç kullanılmaya başlansa da son yıllarda giderek yaygınlaşır hale gelmiştir. Sadece kadın üreme organları ile ilgili kanserlerde değil; diğer organlarla ilgili kanserlerde de laparoskopi yöntemi yani kapalı ameliyat yöntemi giderek yaygınlaşmaktadır (mide kanseri, barsak kanseri, rektum kanseri, böbrek kanseri, mesane kanseri gibi…) Onkolojik cerrahide laparoskopi gibi minimal invaziv cerrahi tedavi yöntemleri giderek yaygınlaşmaktadır.

Laparoskopik cerrahi yönteminde (kısaca LS) karına büyük bir kesi yapılmadan 3-4 adet küçük delikten karın içerisine uzatılan aletlerle ameliyat gerçekleştirilir. Laparoskopik ameliyatların nasıl yapıldığı konusunda ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ameliyat için açılan deliklerin yeri ve büyüklüğü aynı diğer ameliyatlarda olduğu gibidir genellikle; bir delik göbekte, bir kaç delik de karnın sağ ve dol kısmında olacak şekilde ameliyat yapılır. Deliklerin büyüklüğü yarım ve bir santimetre arasında değişir.

Kanser tedavisinde laparoskopinin avantajı:
Kapalı yöntemle yapılan ameliyat ile açık yöntemle yapılan ameliyat arasında sadece yapılış tekniği açısından fark vardır. Yani aynı organlar aynı şekilde çıkartılır ve değerlendirilir. Sonuç olarak aynı işlem yapılmış olur sadece kullanılan alet ve yöntemler değişir. Bu nedenle hastanın tedavisinin başarısı ve hastalığın tekrarlaması, yaşam süresi gibi konularda bir fark beklenmez. Ancak kapalı yöntemde hastanın karnına daha küçük kesiler yapıldığı için hastanın ameliyat sonrası ağrısı daha az olur, ayağa kalkması ve işlerini yapar hale gelmesi daha kısa sürer. Ameliyat süreleri her iki yöntemde benzerdir. Her iki yöntemde de genel anestezi uygulanır. Her iki yöntem de cerrahi açıdan benzer riskleri içerir; örneğin kanama, organ yaralanması, enfeksiyon gibi…

Kadın üreme organları kanserlerinde laparoskopik yöntemle yapılan ameliyatlar:
– Rahmin alınması (basit histerektomi, radikal histerektomi)
– Sadece rahim ağzının alınması (trakelektomi)
– Parametrektomi
– Yumurtalıkların alınması (ooforektomi), tüplerin alınması (salpenjektomi)
– Lenf nodlarının alınması yani lenfadenektomi (pelvik lend nodları, paraaortik lenf nodları)
– Omentektomi (barsakların üzerini örten yağlı dokunun alınması)
– Apendektomi (Bazı yumurtalık kanserlerinde yapılır.)
– Periton biyopsisi

Hangi kanserlerin tedavisinde laparokopik ameliyat uygulanır?
Jinekolojik kanserler yani kadın üreme organlarından gelişen rahim kanseri (endometrium kanseri), rahim ağzı kanseri (serviks kanseri), yumurtalık kanseri (over kanseri) tedavisinde laparoskopik ameliyat yöntemi uygulanabilmektedir. Bir jinekolojik kanser hakkında karar verirken öncelikle ameliyat için uygun mu diye karar verilir, ameliyat için uygun ise açık ameliyata mı kapalı ameliyata mı uygun diye karar verilir. Çünkü her kanser hastası ameliyat tedavisine uygun değildir, bazılarında öncelikle radyoterapi (ışın tedavisi) veya kemoterapi uygulanır.
Bir kanser hastasında ameliyat tedavisi uygun görülmüşse bu hasta için laparoskopi yani kapalı yöntem uygun mu diye değerlendirilirken dikkate alınan kriterlerden bazıları şunlardır:
– Hastanın kilosu
– Hastanın diğer hastalıkları
– Hastanın daha önce geçirdiği cerrahi operasyonlar
– Kansere ait kitlenin büyüklüğü ve yeri, karın içerisinde yaygınlık derecesi

Hastanın hastalıklı organının içine veya yakınına

HPV virüsü (Human Papillomavirus, İnsan papilloma virüsü ) nedir?
Human Papillomavirüs kelimelerinin kısaltması olan HPV, hem kadınlarda hem erkeklerde bazı hastalıklara neden olabilen bir virüstür. Halk arasında “siğil virüsü” olarak da bilinir. Çift sarmallı DNA virüsüdür. Sadece insanlarda (human) hastalık yapan bir virüstür. HPV insanlar arasında cilt teması ve cinsel ilişki ile bulaşır; bunun dışında havlu, havuz gibi yollarla bulaşabildiği de söylenir ancak bu yollarla bulaştığını gösteren kesin kanıtlar yoktur. HPV virüsü bir insana bulaştığında her zaman bir hastalık oluşturmaz, bazen hiçbir hastalık oluşturmadan vücutta kalabilir. Dünyada tüm insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülen bir virüstür. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında birinci sıradadır.

HPV virüsünün özellikleri:
– Çift zincirli çember şeklinde DNA içerir, 8000 baz çifti içerir.
– Kılıfsız bir virüstür.
– Epitelyal yüzeylere afinitesi vardır (epiteliotropik).
– Papillomaviridiae ailesindendir.
– Sadece insan türünde hastalık oluşturur o nedenle “human” papillomavirüs ismi verilmiştir.
– İkozahedral simetri gösteren 72 kapsomerden meydana gelir.

HPV genomunda bulunan bölgeler ve görevleri:
E (Early region, erken bölge)
L (Late region, geç bölge)
NCR (Non-coding regulatory region)
– E1 ve E2: Virüs DNA replikasyonu
– E4: Virüs mutasyonu
– E5: Transformasyon
– E6 ve E7: Tümör supressör geni

HPV virüs enfeksiyonu hangi hastalıklara neden olur?
– Vücudun herhangi bir yerindeki ciltte veya genital bölgede siğillere neden olabilir (kondilom).
– Kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanserine neden olabilir.
– Kadınlarda vajen, vulva kanserlerine neden olabilir.
– Erkeklerde penis kanserine neden olabilir.
– Hem kadında hem erkekte anal kanserlere, orofaringeal (ağız) kanserlere neden olabilir.
– Kanser öncüsü premalign lezyonlara neden olabilir (CIN, VIN, VaIN, AIS, AIN, PIN)
– Çocuklarda rekürren respiratuar papillomatozis denilen hastalığa neden olabilir. Solunum yollarını ve larinksi tıkayacak kadar büyük lezyonlara neden olabilir. Bu hastalık genellikle doğum sırasında annenin doğum kanalından bebeğe HPV bulaşması ile meydana gelir.

Genital HPV olarak bilinen yaklaşık 40’tan fazla HPV tipi genital bölgeyi etkiler. Bazı tipler serviksin (rahim ağzı) yüzeyini oluşturan hücrelerin anormal hale gelmesine yol açabilir. Tedavi edilmediğinde bu anormal hücreler yıllar sonra kanser hücrelerine dönüşebilir. Rahim ağzı kanserini önlemek amacıyla bu virüse karşı geliştirilen HPV aşısı artık günümüzde kullanıma girmiştir.

HPV enfeksiyonunun belirtileri nedir? Nasıl anlaşılır?
HPV bir insana bulaştığında hiçbir belirti vermeden kalabileceği gibi bazen siğil veya yukarıda sıralanan diğer hastalıkların belirtilerine neden olabilir. En sık belirti siğil oluşmasıdır, siğiller et beni gibi küçük genellikle birkaç milimetre büyüklüğünde lezyonlardır, en sık ciltte, yüzde, el üzerinde, genital bölgede oluşur. Bazen çok büyük siğiller oluşabilir ve bütün genital bölgeyi kaplayacak kadar büyüyebilir. Bu nedenle HPV virüsüne “siğil virüsü” de denir.
Bir insanda HPV virüsünün bulunduğunun anlaşılması herzaman belirtilere bakarak mümkün olmaz, bunun için HPV DNA testleri geliştirilmiştir, bu testler bütün HPV virüs çeşitlerini değil ancak en önemli tiplerini belirleyebilir.

Kimlerde HPV enfeksiyonu daha sık görülür? Nasıl bulaşır?
– HPV virüsü insanlar arasında yakın temas, öpüşme, cinsel ilişki gibi kısacası her tür cilt teması ile bulaşabildiği için en önemli risk faktörü multiple cinsel parnterdir, yani çok eşlilik. Kadın veya erkek ne kadar çok kişiyle cinsel temasta bulunursa HPV virüsünü kapma riski o kadar artar. HPV virüsünün sebep olduğu hastalıklar fazla sayıda cinsel partneri olan kişilerde daha sık görülür.
– Vajinal yolla ilişkide erkeğin içeri girmesi HPV bulaşması için şart değildir. İçeri giriş olmadan sürtünme ve benzeri ilişkilerle de HPV virüsü kadından erkeğe veya erkekten kadına bulaşabilir. Oral (ağız yoluyla) ve anal ilişki ile de bulaşabilir.
– Kadından erkeğe, erkekten kadına, kadından kadına, erkekten erkeğe bulaşabilir.
– Homoseksüel erkeklerde HPV ile enfekte olma riski diğer erkeklerden daha yüksektir.
– Tuvaletten HPV virüsü bulaşamaz, hijyen ile ilgisi yoktur.
– Erkeklerde sünnetin HPV virüsüne karşı kısmen koruma sağladığını gösteren bazı araştırmalar vardır ancak bu konuda kanıtlar çok yeterli değildir.

Özellikle menopozdaki hastalarda

Radyoterapi (radyasyon tedavisi, şua tedavisi) yani halk arasında bilinen ismiyle ışın tedavisi kanser hücrelerinin DNA’sına zarar vererek, bu hücrelerin bölünmesini engelleyerek yok etmeyi amaçlayan tedavidir.

Eksternal radyoterapi:
Hastaya dışarıdan yöneltilen cihazlarla ışınlar göndererek yapılan tedavidir, röntgen filmi çeker gibi ışınlar dışarıdan hastalıklı bölgeye yönlendirilir, hastanın içine cihaz sokulmaz.
Eski yıllarda klasik 2 boyutlu radyoterapi yöntemlerinde x-ray veya floroskopi yöntemleriyle belirlenen vücut noktalarına göre ışın hizalanarak kanserli alana verilmeye çalışılırdı. Ancak bu yöntemde normal ve hastalıklı alanı ayırmak zor olduğundan normal dokular da çok fazla ışın alır, bu nedenle radyoterapiye bağlı yan etkiler fazla olur.
Günümüzde artık hemen her hastanede 3 boyutlu ve CT (tomografi) destekli radyoterapi cihazları bulunur. Bu yeni cihazlar kanserli alanı üç boyutlu olarak bilgisayar ortamında işaretler ve ışınları kanserli dokuya odaklar, normal dokulara ışın verilmemesi için bilgisayarda işaretlenir. Bu sayede kanserli alana maksimum seviyede ışın verilirken normal dokular ışından uzak kalır. Bu yöntemle hem radyoterapinin etkinliği fazla olur hem de istenmeyen yan etkiler daha az olur.

Brakiterapi (İnternal radyoterapi):
Hastanın hastalıklı organının içine veya yakınına yerleştirilen kateter, iğne, implant gibi aletlerle radyoterapinin verilmesi ise brakiterapi olarak adlandırılır. Örneğin endometrium (rahim) ve serviks (rahim ağzı) kanserinde alttan rahim ağzına hatta rahim içerisine kadar sokulan cihazlar ile ışın hastalıklı bölgenin içerisine kadar verilir, buna brakiterapi denir.

RADYOTERAPİ YAN ETKİLERİ
Radyoterapi (ışın tedavisi, şua tedavisi) ile oluşan yan etkiler ışınların normal dokulara da ulaşmasından kaynaklanır. Her ne kadar hastalıklı alana ışınlar odaklansa da hastalıklı alanın arkasında, önünde ve etrafında bulunan normal organlar ışınlardan az da olsa etkilenir ve bu nedenle bazı yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkilerin bazıları radyoterapi sırasında veya hemen sonraki günlerde meydana gelir, bunlara erken yan etkiler denir. Radyoterapiden aylar sonra ortaya çıkan yan etkilere de geç yan etkiler denir:
Erken yan etkiler: Yorgunluk, ishal, sitopeni (kan hücrelerinin azalması), karın ağrısı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, aniden idrar gelme hissi, ciltte kızarıklık ve kaşıntı, döküntü olması…
Geç yan etkliler: İnce barsak perforasyonu, barsak tıkanması, makattan kanama olması (proktit), vajinada darlık, fistül (idrar torbası veya barsak ile vajina arasında delik oluşması), bacak ödemi, sekonder maligniteler, yumurtalıkların radyoterapiden etkilenmesi nedeniyle kısırlık ve erken menopoz.

Kolposkopi veya başka bir yöntemle

Smear testi (Pap test) rahim ağzı kanser tarama testi olarak bilinir. Kadınlarda rahim ağzı yani serviks kanserini oluşmadan önce saptamak amacıyla yapılır. Rahim ağzı kanseri (servikal kanser) çoğu kanserde olmayan bir özelliğe sahiptir: Rahim ağzındaki hücreler kansere dönüşmeden önce daha hafif bazı değişiklikler geçirirler. Rahim ağzı kanser tarama testindeki amaç bu değişiklikleri saptamakdır, bu sayede kanser daha oluşmadan önlem alınma imkanı vardır.

Smear testi yapılan kadınlar çoğunlukla normal bir sonuçla karşılaşırlar ancak nadiren anormal smear sonuçları rapor edilir. Bu anormal sonuçlar çeşitli şekilde sınıflandırılırlar. Smear sonuç kağıdında kısaca ASC-US, ASC-H, LSIL, HSIL, AGC gibi belirtilen durumlar olabilmektedir, bu anormal sonuçların ne anlama geldiği aşağıda detaylı olarak açıklanmıştır.

NORMAL SMEAR SONUCU
Tüm smear testlerinin yaklaşık %95 kadarı normal sonuç olarak rapor edilir. Sonuç tamamen normal olan smear testleri genellikle herhangi bir ekstra müdaheleyi gerektirmez ve hastanın normal aralıklarla smear tahlili yaptırmaya devam etmesi önerilir. Ancak her smear raporu, sonuç normal yazılmış olsa bile mutlaka bir hekime gösterilmelidir.

Normal smear tahlili sonuç kağıdında genellikle şu ifadelerle yazılır:
– İntraepitelyal lezyon ya da malignite yönünden negatif
– İntraepitelyal lezyon yada malignite yönünden negatif inflamasyonona sekonder reaktif hücresel değişiklikler
– Malignite veya intraepitelyal lezyon yönünden negatif servikovajinal smear inflamasyon bulguları
– Bazı raporlarda infeksiyon veya inflamasyon bulguları izlenmiştir, tedavi sonrası tekrar smear alınması önerilir şeklinde belirtilir.

“Malignite” terimi kanser anlamına gelir. Üstteki ifadelerde malignite izlenmediği (negatif) yani kanser benzeri bir bulguya rastlanmadığı ifade edilmektedir.

ASC-US
(Atypical Squamous Cells Of Undetermined Significance = Önemi Belirlenemeyen Atipik Squamöz Hücreler )
Tüm smear testlerin in yaklaşık yüzde 3-5 kadarında sonuç ASC-US olarak değerlendirilir. Serviksi kaplayan yassı epitel hücrelerinde klinik önemi belirsiz değişiklikler gözlenir. Smear sonucunda ASCUS saptanması durumunda imkan varsa HPV DNA testi de yapılarak birlikte değerlendirilir veya bu test zaten smear ile birlikte yapılmıştır. HPV DNA testinde high risk yani yüksek riskli HPV pozitifliği saptanmışsa bu durumda genellikle kolposkopi yapılarak rahim ağzı ayrıntılı değerlendirilir. HPV saptanmamışsa çoğunlukla kolposkopiye gerek görülmez. ASCCP güncel önerisi bu şekildedir. Kolposkopi veya başka bir yöntemle değerlendirmeye hekimin muayene ve diğer bulguları ile birlikte karar verilir.
HPV DNA testi yapma imkanı yoksa 1 yıl sonra tekrar smear testi yapılarak hastanın değerlendirilmesi önerilir (ASCCP).
Smear sonucu ASC-US olan bir hastanın kolposkopi ve biyopsi ile ileri değerlendirmesi sonucunda CIN2, CIN 3 veya daha ileri bir lezyon saptanma ihtimali aşağıdaki diğer smear sonuçlarına göre daha düşük ihtimaldir. ASC-US herhangi bir kanser çeşidi veya kanser ismi değildir, hastada kanser olduğu anlamına gelmez. Sadece daha ileri değerlendirmelerle kanser oluşmadan önlenmesi gereken lezyonlar olabileceği anlamına gelir. O yüzden hastaya smear sonucu tamamen normalmiş gibi davranılmaz, daha yakın takip önerilir. Smear sonucunda ASC-US saptanan hastaların büyük çoğunluğunda rahim ağzında kanser veya kansere benzer erken lezyonların hiçbirisi saptanmaz.